Friday, December 17, 2010

Tim Flach ve Hayvan Portreleri

Tim Flach (1958, Londra, İngiltere) 25 yıla aşkın süredir fotoğrafçılık mesleğini icra eden bir isim. Kendisini öne çıkaran çalışmaları da alışılmışın dışında bir hayvan fotoğrafçısı olması. Bahsedilen vahşi yaşam fotoğrafçılığı değil, hayvanları stüdyoya getirip ekibiyle ve modellerin terbiyecileriyle beraber çalışıyor.

Çalışmalarıyla bir çok uluslararası ödülün sahibi olan Flach BBC'nin fotoğrafçılık belgeseline de konu olmuş.

Stüdyoda hayvanların tahmin edilemez ve kontrol edilemez hareketlerini fotoğraflamak için önceden nasıl bir çalışma yapılacağı titiz bir şekilde planlanarak hazırlanıyor çekimine. Portfolyosunda fillerden atlara, köpeklerden yarasalara bir çok hayvanla yaptığı çalışmaları izlemek mümkün.

Kendisinin komposizyonlarına ve portrelerin vuruculuğuna ilgisiz kalmak pek mümkün olmaz sanıyorum.
Daha fazlasını merak edenler için internet adresi: http://www.timflach.com/

Sitesinden alıntı bazı fotoğrafları:







Wednesday, November 24, 2010

Nimet gibi Video Klip

Linkin Park musiki grubunun bu sene çıkardığı A Thousand Suns isimli albümünün sekkiz numaralı şarkısı olan bu pek değerli "Waiting for the End" isimli eserin 3D, grafik, minimik, gubidik sevenlere hitap edecek ekmek gibi nimet gibi klibini araştırmacı gazeteci mimar bir arkadaşım vesilesiyle izledim, dinledim, dokundum.

Eser sahiplerinin bu şarkının güzelliğiyle de "Linkin Park sevmem ama güzel şarkı" dedirtmeyi amaçladıklarını sanıyorum.

Çok güzel diyorum. İzle diyorum.


Linkin Park Waiting for the End Official Video
Yükleyen Warner-Music. - Öne çıkan müzik videolarını izleyin.

Monday, September 13, 2010

What the fuck is kopirayt

Karşıma çıkan anarşik yapımı bir blog çalışması.
Dolu dolu meaşallah.

Infosunda şöyle diyor: "We try to focus especially on anarchy, protests, riots, ecology, animal liberation, peak oil, antifascist struggle, human rights and other liberation struggles - in the form of film, documentaries, music, presentations, pictures, zines,...for Download."

TIKTIK: http://fuckcopyright.blogspot.com/

Monday, January 25, 2010

Saturday, January 16, 2010

Muharrem İnce Ayarı


"Boş zamanlarımda müzik dinlemiyorum, spor yapmıyorum. Ertuğrul Günay ve Hüseyin Çelik üzerine araştırmalar yapıyorum." Muharrem İnce





Tayyip Erdoğan'ın kendisi hakkındaki görüşü için tıkla.

Tuesday, January 5, 2010

Damarlarımda Akan Asil Trance Kan

Çeşit çeşit müzik dinliyorum. Duygu durumuma göre Blues, Rock, World, Soul... gidiyor böyle. Ağırlık Rock müzikten yana gibi duruyor genelde. Ancak mevzunun bir özü var reddemeyeceğim; ne dinlersem dinleyeyim electronic müzikle olan bağım hep farklı bir derinlikte oluyor. Bunu jenerasyona ve büyürken abimin sürekli yan odamda duvarları sarsacak derecede dinlediği müziklere bağlıyorum. 20 yaşından sonra Rock müziği tanımaya başlamış olduğumu düşünürsek damarlarımda electronic popçu kanı akıyor sanıyorum. Babamın benim dinlediğim Funk müzikleri duyunca gençliğine dönmesi gibi ben de 60'lı yaşlarıma ulaşırsam bir trance duyduğumda içleneceğimi hayal ediyorum.

Bu sene İngiltere Stratford Upon Avon'da yapılan Global Gathering Festival'ine gitme fırsatım oldu. Yapılan en büyük electronic müzik organizasyonu başladığından beri. Abartmıyorum kendimi bildim bileli hayalini kurduğum bir şeyi gerçekleştirmiş oldum oraya giderek. Türkiye'de benzerleri yapılan bir organizasyon ancak gördüm ki isimlerinden başka bir şeyleri benzemiyor. Orada yaşadığım 3 günün ardından tekrardan "hayatımda hiç bu kadar eğlenmedim" diyemeyeceğimi bile düşündüm. Festival sonrasında çok uzun süreyi de kendime gelmeye çalışmakla geçirdim. Eğlenmeyi malesef bizden daha iyi bilen binlerce insanın arasında ezilmeden en çok sevdiğim DJ'leri dinleyerek çimlerde uzanıp gökyüzünü izledim. İçtik içtik ayıldık, mis gibiydi.

Kamp alanı ile sahneler arasında yürüdüğümüz yoldan bir kare


Aşağıdaki listede gücümün yettiği kadarını dinledim 3 gün boyunca. Ancak Armin Van Buuren'ın bana ve binlerce kişiye yaşattığı eğlence açık ara farkla öndeydi.


Küçüklerime anlatmak ve onları teşvik etmek istediğim şey kesinlikle 'eğlenmek'. Herkes eğlensin hep gülelim istiyorum çok şey mi istiyorum...

**

Bunları tekrar düşünmeme sebep güzellikte bir ev partisi yaptık Ankara'da yılbaşı öncesi. Turntable'ın başında cillop gibi çalan DJ Loopo arkadaşım vardı. Arada yanına gidip kulaklığını ödünç aldığımda dışarı çıkan müzikle kulaklıktan duyduğum arasındaki fark beni dehşete düşürdü her seferinde. Gittiğim festival ve konserlerde en çok eğlenenin DJ olduğunu farkettim o gece. Ne güzeldi...

Dün gece de sahilde rakı içip balık yedikten sonra arabada gezmeye başladık bir kaç arkadaş. Lapa lapa kar yağıyor sokaklar bomboş, CD çalarda Armin Van Buuren'in A State Of Trance programı için hazırladığı 2009 Christmas 25 Countdown seti vardı, dinleye dinleye tur attık tüm İstanbul'da.

Kro muyuz biz diye çok sorguladım bugün. Şahin'ine binip techno müzik açıp camlardan sarkarak ışıkta bekleyen abilerden farkımız mı vardı şimdi bacaklarımız kılsız diye? Bence yoktu kopçiki kopçiki dolaştık balık kokan ağzımızla. Kroyduk ama eğlence bizdeydi. Fena eğlendik, Armin olmasa da eğlenirdik yapmadığımız şey değil. Ama idda ediyorum, en çok ben eğlendim. Çok sevdiğim dostlarım arabamda, şehrimde, dizimin dibinde. Kar yağıyor ve damarlarımdaki kanı besleyen bir müzik çalıyor...

Gece bitti herkesi güzergahında bıraktım ve eve döndüm, Armin'le kaldık başbaşa. Bana şu şarkıyı çaldı ve ben duygulanmayı başardım:


This morning comes a step too soon
A lonely gaze, and empty room
You’re a far cry
a distant memory

but something inside of me always knew this
I’d be standing here without you

As if nothing’s happened
As if nothing’s wrong
the world seems to move on, the world carries on

I’ll starve for your love, hungry I fall
as if nothing’s happened
nothing at all

Sunday, January 3, 2010

İkibin on dokuz sekiz...


Ben progressive müzikler peşinde koşup ayakta sallanırken "heytere beee" diyerek müziğe müdahale eden ev sahibesinin sayesinde geceye de yıla da yaraşır bir şarkıyla başladı sene.




Siyah ökçelerini çattara çattara yere vuran ev sahibesinin dansını hayran hayran izlerken zihnim alkolün yarattığı şehlalıklarla tatlı tatlı mücadele halindeydi. Peki şikeyetim var mıydı? Hem de hiç. Fotoğraf makinam yanımda değildi ama D90'nını getiren bir arkadaşın sayesinde eğlencemize bakarken bir de böyle şeyler çıktı meydaane.

10'dan geriye sayamadık bile, ne saate baktık ne televizyon açtık. Gönlümüzün istediği anı son dakika farzedip evin sokağına doğru bağırdık "on dokuzz sekizz yedii"... Sevdim ben bu 2010'u, pek bir şakacı pek bir numaracı maşallah. Hem bir de boğa burçlarının senesiymiş 10 yılda bir gelirmiş böyle şans bu burca diyorlar, gazı da aldık sonumuz hayrolsun.