Translate

Damarlarımda Akan Asil Trance Kan

Çeşit çeşit müzik dinliyorum. Duygu durumuma göre Blues, Rock, World, Soul... gidiyor böyle. Ağırlık Rock müzikten yana gibi duruyor genelde. Ancak mevzunun bir özü var reddemeyeceğim; ne dinlersem dinleyeyim electronic müzikle olan bağım hep farklı bir derinlikte oluyor. Bunu jenerasyona ve büyürken abimin sürekli yan odamda duvarları sarsacak derecede dinlediği müziklere bağlıyorum. 20 yaşından sonra Rock müziği tanımaya başlamış olduğumu düşünürsek damarlarımda electronic popçu kanı akıyor sanıyorum. Babamın benim dinlediğim Funk müzikleri duyunca gençliğine dönmesi gibi ben de 60'lı yaşlarıma ulaşırsam bir trance parçası duyduğumda içleneceğimi hayal ediyorum.

Bu sene İngiltere Stratford Upon Avon'da yapılan Global Gathering Festival'ine gitme fırsatım oldu. Yapılan en büyük electronic müzik organizasyonu başladığından beri. Abartmıyorum kendimi bildim bileli hayalini kurduğum bir şeyi gerçekleştirmiş oldum oraya giderek. Türkiye'de benzerleri yapılan bir organizasyon ancak gördüm ki isimlerinden başka bir şeyleri benzemiyor. Orada yaşadığım 3 günün ardından tekrardan "hayatımda hiç bu kadar eğlenmedim" diyemeyeceğimi bile düşündüm. Festival sonrasında çok uzun süreyi de kendime gelmeye çalışmakla geçirdim. Eğlenmeyi malesef bizden daha iyi bilen binlerce insanın arasında ezilmeden en çok sevdiğim DJ'leri dinleyerek çimlerde uzanıp gökyüzünü izledim. İçtik içtik ayıldık, mis gibiydi.

Kamp alanı ile sahneler arasında yürüdüğümüz yoldan bir kare

Aşağıdaki listede gücümün yettiği kadarını dinledim 3 gün boyunca. Ancak Armin Van Buuren'ın bana ve binlerce kişiye yaşattığı eğlence açık ara farkla öndeydi.



Küçüklerime anlatmak ve onları teşvik etmek istediğim şey kesinlikle 'eğlenmek'. Herkes eğlensin hep gülelim istiyorum çok şey mi istiyorum...

**

Bunları tekrar düşünmeme sebep güzellikte bir ev partisi yaptık Ankara'da yılbaşı öncesi. Turntable'ın başında cillop gibi çalan DJ Loopo arkadaşım vardı. Arada yanına gidip kulaklığını ödünç aldığımda dışarı çıkan müzikle kulaklıktan duyduğum arasındaki fark beni dehşete düşürdü her seferinde. Gittiğim festival ve konserlerde en çok eğlenenin DJ olduğunu farkettim o gece. Ne güzeldi...

Dün gece de sahilde rakı içip balık yedikten sonra arabada gezmeye başladık bir kaç arkadaş. Lapa lapa kar yağıyor sokaklar bomboş, CD çalarda Armin Van Buuren'in A State Of Trance programı için hazırladığı 2009 Christmas 25 Countdown seti vardı, dinleye dinleye tur attık tüm İstanbul'da.

Kro muyuz biz diye çok sorguladım bugün. Şahin'ine binip techno müzik açıp camlardan sarkarak ışıkta bekleyen abilerden farkımız mı vardı şimdi bacaklarımız kılsız diye? Bence yoktu kopçiki kopçiki dolaştık balık kokan ağzımızla. Kroyduk ama eğlence bizdeydi. Fena eğlendik, Armin olmasa da eğlenirdik yapmadığımız şey değil. Ama idda ediyorum, en çok ben eğlendim. Çok sevdiğim dostlarım arabamda, şehrimde, dizimin dibinde. Kar yağıyor ve damarlarımdaki kanı besleyen bir müzik çalıyor...

Gece bitti herkesi güzergahında bıraktım ve eve döndüm, Armin'le kaldık başbaşa. Bana şu şarkıyı çaldı ve ben duygulanmayı başardım:


This morning comes a step too soon
A lonely gaze, and empty room
You’re a far cry
a distant memory

but something inside of me always knew this
I’d be standing here without you

As if nothing’s happened
As if nothing’s wrong
the world seems to move on, the world carries on

I’ll starve for your love, hungry I fall
as if nothing’s happened
nothing at all

Harca beni bozuk para gibi

Ne güzel şarkılar var şu dünya üzerinde ve hepsini dinlemek istiyorum, bundan başlayayım baaari.

Caricature Map of Europe 1914

Suradan alintidir: http://www.keiththompsonart.com/pages/grandmap.html




















From Leviathan by Scott Westerfeld.

The Clanker Powers:

Germany is a massive military machine with weapons aimed outwards to all surrounding countries. It points threateningly at Britain, not so much as a sign of direct aggression, but more as an indicator that it was now Germany’s turn to start a grand global Empire to challenge the world’s current one.

Austria Hungary is an aggressive armoured giant, teetering on shoddy foundations. It is also the primary aggressor in a land grab against Serbia, with two bayonets piercing the border.

The Ottoman empire is a teetering automaton, collapsing under the weight of a paranoid and ungainly spying network that gazes at Europe through many lenses and spy glasses.

The Swiss watch ticks away the time, comfortable to wait it all out.

The Darwinist Powers:

Britain is an militaristic lion with a Roman Imperial italic-type helmet. It sits upon a mound of riches gathered from its Empire.

France’s elephant beast (wearing the French kepi they started the war with before adapting their firefighter helmets) is influenced by the Elephantine Collossus built for the Universal Exhibition of 1889 in Paris (later it ended up going to the Moulin Rouge.)

Russia is a huge imperialist bear, rotting and filled with maggots.

Serbia’s imagery is an indicator of the huge amounts of civilian deaths and suffering they’ll find themselves subject to.

Norway and Sweden are both Scandinavian trolls in the style of John Bauer, an inspirational illustrator from the era who produced a lot of phenomenal work during the war.

Portugal is a parrot for the Entente trying to goad a slumbering Spain into the war.

Ireland looks askance to Britain and brandishes a shillelagh. An indicator of their very rough relationship at the time, and of their upcoming involvement with the Central powers.

Italy is a clutch of snakes with intents on the Central powers despite existing agreements. A foreshadowing of their arrangements at the secret 1915 Treaty of London where they were promised land in exchange for involvement. It was heavily influenced by Italian Prime Minister, Antonio Salandra’s open policy of serving Italy’s "divine self-interest."