Translate

Scintillation

Xavier Chassaing, genç Fransız yönetmen bir kimse, evde can sıkıntısından sanat yapan cinsten. "Tüm sahip olduğum, bir daire, küçük DSLR kameram, küçük bir bilgisayar ve küçük bir projeksiyondu."

35.000 adetin üzerinde fotoğraf çekerek oluşturduğu filminde, hareketli gibi görünen ama hareket kabiliyeti çok kısıtlı olan bir mekanizma kurarak her kare için 1 saniyelik uzun pozlama yapmış ve saniye başına 1 kare çekmiş. En iyi kameranın bile normal hızda çekim yaptığında bu tür bir hassasiyetle yarışamayacağını söylemiş kendisi. Ne de doğru demiş ve her şeyi kendi başına yapmış, 3 boyutlu animasyonu projektörüyle objelerin üstüne yansıtmış, mekanizmasını kurmuş ve sonuçta her şeyi düzenlemiş...

Uzerine de Fedaden kişisi müzik yapmış şahanesinden.
Sonucunda da ortaya şöyle de bir şey çıkmış:

All of my fruit is yours to take

3 yil arkadan gelen bir yazi bu belki de, gecen yil kesfettigim Madonna konserine dair... Benim icin gundeme gelis sebebi muhterem Madonna'nin son turnesi. Istanbul'a yine gelmiyor. Elbet bir gun gelecek. Ben burada (Londra) gitme hesaplarindayim, 2 ay yemek yemeden yasarsam bu butceyle sahne arkasindaki ust tribunden bir kisilik yer alabiliyorum. Malesef ciddiyim. Oeeh yea... 

Madonna'nin 2005 yilinda cikardigi Confessions On A Dance Floor albumundeki sarkilarinin hepsini, eski albumlerinden de bazi parcalarini seslendirdigi Londra konseri  The Confessions Tour ismiyle bir DVD olarak da piyasada bayadir (2006). Bilenler bilmeyenlere anlatsin zihniyeti benimki, bilmeyen varsa bilsin cidden. 

Gorup gorulebilecek en muhtesem sahne performanslarindan birisi denilebilecek kadar cilgin bir konser bu. Madonna'ya ya da sarkilarina hicbir sekilde ilgi duymayan bir cok insani bu konser goruntuleriyle zehirliyorum zaman zaman. Etkilenmemek imkansiz. Ayrica izleyecek bir sey bulamadigimda ekranin kenarinda minicik halde bu DVD'yi oynatiyorum. Her izledigimde sasirabilecegim bir goruntuye rastliyorum. Sasirmayana kadar izlemeye devam edecegim sanirim. 

Jump sarkisindan sonra Confessions bolumundeki kareografi roman gibi, kesinlikle favorim. 1993 yilindaki Erotica albumundeki Erotica sarkisina da harika bir versiyon yapmislar konserin sonlarina dogru cikacak meydana. 

Bir de Metacafe'den embed etmis bulundugum bu sarki var... Like it or not, yazar burada 'isine gelirse yani' diyor ve Madonna da cay bahcesi sandalyesiyle yapilabilecek en seksapel hareketleri yapiyor: 

I'll be the garden, you'll be the snake

All of my fruit is yours to take
xxx
This is who I am
You can
like it or not
You can love me or leave me
Cus I'm never gonna stop

Yuru be Madonna


Arif Ustanin Cin Lokantasi

Burasi Londra falan degil, dunyanin her ulkesini/irkini temsilen gonderilen insanlarin yasadigi kucuk bir dunya prototipi. Buraya ayak bastigim ilk gun, bir seyler icmek icin arkadasimla girdigimiz 'sarisin kuzeylileri koruma dernegi' tadindaki pub'ta herkesin lehce konusuyor olmasi hic ilginc bir sey degilmis aslinda, simdilerde anliyorum. Ingiliz de yok burada zaten. Ya zenci var, ya cekik gozlu, arada da benim gibi ne oldugu konusmadan anlasilmayan tipler... 

Bugun de en hakikisinden bir cin mahallesine gittim cin yemegi yemek icin. Istanbul'da calistigim zamanlarda ogle arasinda kendime is cikarmak icin basladigim chopstick calismalarim ise yaradi, cok cesurdum. Goz bebekleri tamamen gorunen tek insan olarak onceleri ogle arasinda yedigim yemeklerin aynisini siparis verdim ve bir tek bana getirildigini gozlemledigim catal bicagi kenara koyarak chopstickle yemegimi yedim. 

Kim beni alkisladi peki? 
Icimdeki turk gucu ulen, daha ne olsun. 

Arif ustanin yerine gelip yemekle beraber kunefeyi de soyleyen Cinliyle esdegerdim ya da ne bileyim ogrendigi iki kelime Turkceyi memlekete gelince sirita sirita soyleyen turistler kadar cesurdum diyoruuum. 

Yemegi yiyip hesabi beklerken farkettim, fena sacmaliyorum. Zaten gozbebegi gorunen baskalari da geldi az once... 

Istanbul da edindigim gul gibi kapkacci fobisiyle dort elle tutarak oradan oraya goturdugum laptopim, catalim kasigim... Limonlu cola mi icilir cin lokantasinda yahu...

"Heligadikiiiii" "Kiii buddy kiii"

Bilmedigim ulkenin bilmedigim sehrinin bilmedigim semtinde kaldigim eve dogru gitmek icin misafirlige gittigim arkadasin evinin yakinlarindan bir otobuse binip terminal benzeri bir duraga geldim. Binmem gereken 182 numarali otobus bir kenarda isiklari sonmus duruyordu. Ben de isigi yanar umuduyla ona bakiyordum. Gece yarisi onlarca otobusun park halinde oldugu bir yerde beklemenin verdigi tedirginlikle otobuse yanasip sofore servis disi olup olmadigini sordum. Son otobus oldugunu birazdan kalkacagini soyledi ama beni iceri almadi\kurallar.

Duragima geri dondum.

Sofor, 10-15 dakika kadar sonra yanimdan gecip gitti ve yakindaki bir binaya girdi, 10-15 dk kadar da iceride kalip ciktiktan sonra tekrar yanimdan gecerken otobuse gelebilecegimi soyledi. O onde, ben arkada otobuse binip yerlerimizi aldik.

-
Koltuguma yerlestim, simdi gideriz birazdan evdeyim oh bee...
......
Niye gitmiyoruz yahu?
-

Oturdugu yerden kalkti, yerlerde kaybettigi bir seyleri arayip anlamadigim efektlerle soylendi ve sonunda aniden bana donup "HELiGADiKiiiii" diye bagirdi.

O anki tedirginlik seviyem, mevcut dil bilgim ve bir kac kadeh kirmizi sarabin destekledigi hayal gucum birlesince benim icin  "in cabuk bomba var" gibi bir anlam cikti ortaya.

Anlamadigimi soyledim. 
"Kiii Kiii" dedi ellerini iki yana acarak.
"Kiiiiy?"

"Yeaah buddy, Kiii"
"-- Hasiktir adam anahtar istiyor benden, ne anahatari leeayn--" diye gecirdim icimden.
"Hauskii hauskii" dedi.

O an yaptigimin ne kadar mantiksiz oldugunu idrak etmis olsam da hic direnmedim. Evimin anahtarini cikarip otobusun soforune uzattim. Anahtari benden aldi, koltuguna gecti, otobusu benim anahtarimla calistirdi ve "tenks" diyerek anahtari geri uzatti.

Ben mi?
Valla ben bu isten bir bok anlamadim...